31 Temmuz 2007 Salı

Yatırımcıların 7 Düzeyi

  1. Yatırım Yapacak Hiçbir Şeyleri Olmayanlar
    Ya kazandıkları her şeyi harcarlar ya da ellerine geçenden fazlasını harcarlar...
  2. Ödünç Alanlar
    Mali sorunlarını ödünç aldıkları parayla çözerler. Hatta borç parayla yatırım yaparlar...
  3. Tasarrufçular
    Düzenli olarak kenara küçük bir miktar para ayırırlar. Paralarını kaybetme riskini düşük tutar, yatırım fonu hesabı, tasarruf hesabı ya da mevduat sertifikası gibi düşük getirili araçlara yönelirler...
  4. Uyanık Yatırımcılar
    Yatırım yapmanın gereğini bilir. Emeklilik planlarına katılır. Hatta yatırım ortaklığı fonu, hisse senetleri, tahviller ya da sınırlı ortaklık gibi dış yatırımlara yönelebilir. Çoğu sıkı bir öğrenim görmüş zeki kimselerdir. Fakat yatırımcılık dünyasının kaybet/kazan döngüsünde eğitim görenler çok azdır...
  5. Uzun Vadeli Yatırımcılar
    Yatırım yapma gereğinin çok iyi farkındadırlar. Kendi yatırım kararlarını kendileri verirler. Herhangi bir yatırım aracını satın almadan önce onu öğrenmeye zaman ayırırlar...
  6. Usta Yatırımcılar
    Daha hırslı ya da riskli yatırım stratejilerine katlanabilirler. Çünkü sıkı para alışkanlıklarına, sağlam para kaynağına sahiptirler ve yatırım kafaları vardır. Yatırımları perakende değil de toptan satın almayı hedefleyen yatırımcılar bunlardır...
  7. Kapitalistler
    Dünyada bu düzeye çıkan yatırımcı çok değildir. Bu kişi de hem eşsiz bir "İş sahibi" hem de "Yatırımcı" olarak ortaya çıkar, iş alanı kurabilmekle kalmaz eşzamanlı olarak yatırım fırsatı da yaratır...

Peki siz hangi düzeydesiniz? Hangi düzeyde olmak istiyorsunuz?

Eğer bulunduğunuz düzey ile olmak istediğiniz düzey aynı ise sorun yok! Hayatın en keyifli yanlarından biri bulunduğun yerde mutlu olmaktır...

Eğer 1. 2. veya 3. düzeylerdeysiniz ve 6. düzeyde olmak istiyorsanız. Direk 6. düzey olmaya çalışmayın. Her bir düzeyi yaşayarak oraya ulaşın. Çünkü her düzeydeki bilgiler size yararlı olacaktır !..

Eğer bir pazarlama ağına dahil olacaksanız, nasıl bir şirket seçmelisiniz?

  1. Başarı çizgileri yüksek olan, başarı eğrisi yıllardır düşmeyen dağıtım sistemine ve ücret politikasına sahip olmalı...
  2. İçinde başarılı olabileceğiniz, inandığınız ve başkalarıyla güvenle paylaşabileceğiniz iş fırsatı sunmalı...
  3. Sizi insan olarak geliştirmeye yönelik sürekli, uzun vadeli eğitim programları olmalı...
  4. Sağlam bir rehberlik hizmeti vermeli. Danışmanlar yerine liderlerden, Ölçüm Çeyreği'nin sağ tarafına çoktan geçmiş ve başarmanızı isteyen kimselerden öğrenmek gerekir...
  5. Saygı duyulacak ve birlikte olmaktan zevk aldığınız kişileri barındırmalı...

27 Temmuz 2007 Cuma

Hakan Çamoğlu

Ne gariptir, Hakan'ın da iş hayatında belirli ölçüde etkim oldu. Onunla iş görüşmesini ben mi yaptım hatırlamıyorum, ama işe alınmasında etkim ve katkım oldu.

Hakan'la ortak mesaimiz diğer arkadaşlara göre çok daha az oldu. Ama genç yaşta şirket kurması ve kendi ayakları üzerinde durma kararlılığı ile her zaman saygı duyduğum genç bir arkadaşım oldu.

Dört Adam Özgürlüğünü Arıyor'u Kadir'le bir msn konuşmasında birlikte ve aniden icad ederken, Hakan'ın saha deneyiminin bize faydalı olacağını da düşünmüştüm.

Hakan'ın bize faydalı olabilecek en önemli yönleri:

- Aktif olarak ticari hayatın içinde yer alması
- Web üzerinden para kazanma yönünde belirli bir ufka sahip olması
- Gençliği ve dinamizmi
- Sanırım aileden gelen olumlu bakış açısı ve güvenilirliği

Halid Özgür

Ne tuhaf, sanırım Halid'le de ilk tanışmam bir iş görüşmesinde oldu. Askerde bir adam olarak duymuştum ilkin. Kubilay'dan, Emin'den... Daha önceki şirketlerinde birlikte çalışmışlardı Halid'le. Sabah erken kalkma problemlerini ve kafasına göre tatile gitme gibi durumları duymuştum gıyabında. Ee, ne de olsa soyadı Özgür.

İlk görüşmemizden çok net etkilendiğim bir yönü sesini kullanımıydı. Radyoculuk deneyimi olan bir arkadaşımızdır kendisi. Sanırım Halid'e çok çektirdim beraber çalıştığımız dönemde. Office eğitimi vermişliği bile vardır sayemde.

Tasarımla ilgili alanlardaki yeteneklerinin yanısıra müzik, fotoğraf, radyoculuk alanlarında da önemli birikimi var. Sanat adamı yani, romantik, biraz da karamsar. Bir iş de batırmış bu arada daha önce. Daha doğrusu batırmamış da, beraber yola çıktığı arkadaşlarına bırakıp -biraz kırgın- ayrılmış.

Doğudaki fotoğraf gezileriyle, evliliğe birer birer kaybettiği arkadaş çevresiyle, çıkardıkları albümle, çok zengin yönelimleri ve ürünleri olan, ama kendi yaptıklarını düşünürken bile o abidevi karamsarlığının etkisini biraz da olsa yaşayan bir arkadaşımız.

Halid'in dörtlüye en çok hangi alanlarda katkısı olacağını düşünüyorum:

- Tasarım bilgisi ve 'bakabilen bir göz'
- Fotoğrafları ve görsellik
- Radyo dünyasına açılım
- Gerektiğinde siyah şapkalı düşünmeye katkı
- İçimizdeki sanatçılık ruhunu hep yaşatacak kişi olması

Bu arada hem Halid hem Kadir için, hatta aynı birikim benim için ve Hakan için de geçerli: Eğitim deneyimi. Sınıflara, ard arda ve başka başka sınıflara, her seviyedeki insana kendini kabul ettirme ve onlara fayda sağlamada ispatlanmış saha deneyimi olan arkadaşlarız. Bunun bize temel katkısının her hangi bir içeriği yoğurabilme, bunu belirli bir seviyeye göre sunabilme gibi özgürlük yolunda inanılmaz derecede işimizi yarayacak pek çok unsur olduğunu düşünüyorum.

Kadir Çamoğlu

Kadir'le ilk görüşmemiz -yanlış hatırlamıyorsam- yeni kurulmuş bir şirketin Fulya'daki ikinci geçici ofisinde bir iş görüşmesiydi. Belki tanışma görüşmesi de denebilir.

İlk görüşmemizden karşılıklı çok olumlu izlenimlerle ayrılmış olduğumuzu düşünüyorum. En azından ben öyle ayrıldım. Henüz ona teklif edebileceğimiz bir iş olmasa da prensipte anlaşabileceğimizi görmüştük. Daha sonra yarı zamanlı olarak birlikte çalışmaya başladık. Sonra da tam zamanlı. Neredeyse kuruluşundan itibaren içinde olduğum ve çok yoğun emek sarf ettiğim o şirketteki işimden çıkarılana kadar çok yoğun ortak mesaimiz oldu. Bu çıkarılma başlı başına ayrı bir konu. Benim için çok olumlu sonuçları oldu ama hala hatırlaması acı.

Kadir'le ilgili tek bir izlenim söylecek olsam, ipiyle kuyuya inilebileceği olur. Dürüst, ilkeli, çalışkan, kararlı bir insandır. Kendini geliştirmeye açıklığını hep beğenmişimdir.

Kendine yazılımı değil de mesela bir iş kurmayı seçseydi, şimdiye çok iyi yerlerde olabilirdi. Yazılımcılar kendi aralarında hep bir köfteci açsaydık geyiği yapar ya, Kadir o köfteci açmamış yazılımcılardan işte. Ama hayatında Güneydoğu'nun hararetli dönemlerinde orada takım komutanlığı yapmaktan, birtakım iş girişimlerine kadar pek çok şey yaşamış. Yazılımla ilgili bazı teknik konularda iki kitabı yayınlanmış durumda.

Türkiye'nin önemli devlet kurumlarından birinde geçirdiği seneler, ona kurumsallık anlamında da olumlu şeyler katmış. Yararlı bürokrasi ile zararlı bürokrasinin ayrımını çok iyi yapabilecek durumda olduğunu düşünüyorum.

Kadir'in dörtlüye en çok fayda sağlayacağı yönleri olarak neleri görüyorum?

- Yazılım bilgisi
- Finansal özgürlük konusunda hissettiğim kararlılığı
- Düşüncenin zenginliğe dönüşebileceğine olan inancı ve bu inancın birikimiyle beraber ilham kaynağı olduğu fikirleri
- Olumlu yönelimi

26 Temmuz 2007 Perşembe

Su Dolu Bardaktan Şıra İçmek

Elimde su dolu bir bardak var ve bir sürahi şıra. Şırayı sürahiden içemiyorum. Ama şıra içmek istiyorum. Bardağım var ama içinde su var. Suyu dökemiyorum, kıyamıyorum. Ama şıra orada. Bardağını getiren içiyor. Ama ben içemiyorum. Çünkü suya kıyamıyorum.
...

Eğer hayatımızda yapabileceğimiz daha anlamlı, verimli, keyifli işler için yer açmazsak, zaman ayırmazsak, onları nasıl yaşayabiliriz ki?

Bir cesaret suyu dökmeli ve şırayı içmeliyiz. Suyuna kıyamayan, şırayı içemez.

Profillerimiz

Okurlarımız olarak profillerimizi bilmek de hakkınız. Ama herkes kendini yazmasın da birbirimizi yazalım diye düşündüm. Halid'in de hoşuna gitti. Kadir, Hakan; siz ne dersiniz?

Dört adamın herbiri, diğer üç adamı birer girdide yazacak.

Kolay gelsin.

Yazmak pasif gelir kaynağı mıdır?

İşi haber yazmak olan bir insanı düşünün. Bir haberi araştırıp bitiriyor, yazısını da yazıyor, teslim ediyor. Karşılığında parasını alıyor. Bu kişi, ücretli çalışır durumdadır.

Ama öte yandan, uzun süreli olarak kullanımda olacak, tekrar tekrar satışı yapılacak bir kitap yazan bir insanı düşünün. Satılan her kitap ona pasif gelir sağlıyor. Yazdığı saatlerin karşılığını aldıktan çok sonra bile, -eğer tutulan bir kitap yazmışsa- pasif gelir elde etmeye devam ediyor.

İlk dolar milyarderi olan Rowling'i düşünün. Harry Potter serisinin yedinci kitabı dünyada satışa çıktığı ilk gün saniyede 128 adet sattı. 1000 sayfanın altında bir kitap için sadece satışa çıktığı ilk gün -tanesinden 5 dolar kazandığını varsayarsak- saniyede 640 dolar kazandı. 24 saatte 55 milyon dolar civarında bir karşılık.

Rowling tabii uç bir örnek. Yanlış bilmiyorsam çocuğuna bakmakta zorlanan bekar bir anneydi. Bir gün tren beklerken aklına Harry Potter'ın öyküsünün çekirdeği geldi ve yazmaya başladı. O anın karşılığı şimdi milyar doların üzerinde.

Yazmak, pasif gelir kaynağıdır. Benim için en önemli kaynaklardan birisi. Henüz bu yolla para kazandığım için değil; okumayı ve yazmayı etim kemiğim gibi gördüğüm için.

Yazma serüvenime lise sonda şiir yazmaya başlayarak girdim. Son bir yıl içinde kod adı "Gündelik başarı için uygulanabilir taktikler" adlı bir kitabın ilk yazımını bitirdim. Dün arkadaşlarla yaptığımız toplantıda belki de bu kitabı bir web sitesi olarak yayınlarız diye bir fikir oluştu.

Dün gece, "Kurgunun Sonu" adlı ilk hikayemi, Türkiye Bilişim Derneği'nin bilim kurgu öykü yarışmasına gönderdim. Bu yarışmadan beni haberdar eden ve hikayeyi yazmama böylece vesile olan Halid'e teşekkür ederim. Hikayeyi okumak isterseniz:

http://ajungle.spaces.live.com/blog/cns!7AA82166064E0AB6!127.entry

Aklımda bir iki roman dizisi de var.

Yazmanın pasif gelir kaynağı olduğunu biliyorum. Benim için de olabileceğine inanıyorum. Burada yaptığım gibi henüz bir karşılık elde etmeden de yazacak bir insanım zaten. Ama süreklilik ve daha önemli eserler verebilmek için bir karşılık oluşturmam gerektiğini de biliyorum.

Diğer taraftakiler

Bu başkalarının zamanını kullanma işini bu şekilde sununca (bakınız hemen alttaki Kadir'in ve ondan önceki Hakan'ın yazısı) bazı insanlara itici gelmiş olabilir. Aynı olaya diğer taraftan bakalım bir de...

Türkiye'nin ve dünyanın pek çok ekonomisinin sorunu istihdam. İşsizlik nasıl aşılır diye devletler kafa patlatıp duruyor. İşsizlik ancak böyle aşılır. Memlekette iş kurarak, insanları çalıştıracak karlı sistemler oluşturarak zengin olan ve yine böyle işler kurmaya devam eden insanların sayısının artması gerekir.

İşverenler zengin olmadan, iş arayanlar iş bulamaz.

Hepimiz, aynı gemideyiz. Bu, hepimizin aynı standartlarda yaşayacağımız anlamına gelmez. Riski alıp işi kuranlar, tabii ki ödüllerin de büyüğünü alacaklar. Çünkü bir sorun çıkarsa batacak olanlar da onlar. Bu insanların iş verdiği kişiler de saygın bir şekilde emeklerini satarak hayatlarını kazanmış olacaklar.

Neden başkalarını çalıştırayım?

2.000 liralık bir iş aldım. İşi kendim yaptığımda 20 günde bitirebiliyorum. Sonuç olarak 2.000 lira kazanmış oluyorum.

Diyelim ki sınırsız sayıda müşteri var. İstediğim an yeni bir iş alabiliyorum. Bu durumda bir yıllık bir süreçte 20 günde 2.000 liradan, 18 x 2.000 = 36.000 lira kazanabilirim.

Yılda 36.000 lira! Güzel para :)

Peki 2.000 liralık işi 30 günde bitirecek bir eleman alsak... Kimse bizim kadar mükemmel değil ama olsun, 1,5 katı zamanda iyi kötü bir şeyler çıkartabilen bir eleman. Tabii adama para da vericez: 1.000 lira verelim. Elimizi korkak alıştırmayalım.

Şimdi yapalım matematiğini:
Her bir işten 2.000 lira kazanıyoruz. Bunun 1.000 lirası elemana gidiyor. Ayda bize kalıyor 1.000 lira. Çarp 12 ile 12 x 1000= 12.000 lira.

Eeeee! Nooldu? Nerede 36.000 lira, nerede 12.000 lira!

İşin sırrı şurada: Ben artık 20 gün boyunca iş yapmak zorunda değilim. 1-2 gün müşteri bulup, satışı yapıyorum. Sonra yatıyorum :)

Ama benim amacım yatmak değil, para kazanmak, finansal özgürlüğümü sağlamak. Devam edelim, bakalım toparlayabilecek miyiz?

Şimdi ben bir sürü iş alabiliyorum ya! Neden yeni elemanlar almıyorum? Hemen alayım. 2 eleman daha alayım. Ayda da 3 iş yapmış olalım. Hemen hesabını yapıyoruz:

12 x 3 = 36 iş.
36 x 2.000 = 72.000 lira gelir.
12 x 3 x 1.000 = 36.000 lira gider.
72.000 - 36.000 = 36.000 lira kazanç.

Evet şimdi ayda en fazla 1 hafta - 10 gün çalışarak, daha önce 20 gün çalışarak elde ettiğim geliri elde edebiliyorum.

Daha özgürüm!

Ama aldım ya paranın tadını, kapasitemi iki katına çıkartmak istiyorum.

3 eleman daha aldım, 6 kişi olduk, ayda 20 gün çalışıyorum ve 6 iş bitiriyoruz. Bakalım hesap nasıl çıkıyor?

ayda 6 iş x 2.000 x 12 ay = 144.000 lira yıllık gelir.
6 kişi x 12 ya x 1.000 lira maaş = 72.000 lira yıllık gider.
144.000 - 72.000 = 72.000 lira yıllık gelir.

Vaay, gelirim ilk senaryoya göre iki katına çıktı. Yani kendim çalıştığımda kazandığımın iki katını kazanabiliyorum.

İyi para kazanıyoruz da, özgürlük kısmı nerede bu işin? Hala ayın 2-3 haftası çalışıyorum!

Şimdi müşteriler zaten hazır ya! Ben diyorum ki bir satışçı alayım kendime. Maaş prim filan derken iyi de para vereyim: 1.500 lira...
72.000 yıllık kazancım vardı, çık bundan 1.500 x 12 = 18.000 i, kalır 54.000.

Eeee gelir 72.000 den 54.000'e düştü??
Gelir düştü ama satış yapmıyorum, işi de ben yapmıyorum :) Neredeyse tamamen boştayım. Ek olarak tek başıma tüm ay boyunca çalıştığımdan daha fazla kazanıyorum.

Yani özgürleştim galiba !!

Sistemi kurdum; teklif şablonları, iş akış diyagramları, görev ve iş tanımları. Bıraktım şimdi çalışoyor benim ekip. Ben de ara ara gidip bir çaylarını içiyorum.

Peki ben hiç bir şey yapmıyor muyum? Tabii ki yapıyorum.
Her hafta banka hesabımı kontrol ediyorum :)

Ve de yeni sistemler kuruyorum...

Başkasına yaptırmak varken neden kendim yapayım?

Bu aralar bu soruyu kendime çok fazla sorar oldum :) Kiyosaki çok güzel söylemiş ve okuduğumdan itibaren adeta kafama kazındı.

Başkasına yaptırmak varken neden kendim yapayım?

Aslında cevap çok basit...
Başkasının benim kadar iyi yapamayacağını düşünmek, mükemmelliyetçi olmak yatıyor bu sorunun altında. İşte bu yanıtın arkasından bir soru daha çıkageliyor...

Önemli olan mükemmelliyetçi olmak mı?
Eğer zengin olmak istiyorsak kesinlikle değil...

En kısa zamanda "kendi için çalışan" olmaktan çıkıp, "sistem kurup, başkalarını çalıştırarak kazanmak" modeline geçmeliyim :))

25 Temmuz 2007 Çarşamba

Kiyosaki

İnsanın hayatında bazı dönüm noktaları vardır ya, ileride geçmişe dönüp baktığımda öyle bir dönüm noktasını Kiyosaki'yi fark ettiğim an olarak göreceğimi düşünüyorum.

Kanyon'daki DR'da dolaşıyordum. Kiyosaki'nin Rich Dad Poor Dad kitabını gördüm ve sanırım hayatım değişti. En azından değişeceğini umuyorum.

Kiyosaki'nin kitaplarını Alfa Yayınları Türkçe olarak da yayınlıyor. Sanırım 3 ya da 4 kitabı Türkçe olarak yayınlanmış durumda.

Kiyosaki okuyun. Benim ve Kadir'in ufkunda önemli değişiklikler yapmış bir adam. Yazdıklarımızın kökenindeki fikirler konusunda da önemli ölçüde etkiye sahip olmuş bir insan.

Bu arada, Kadir Hocam, benim kod adlı proCelerimden birisi bu senin dediğinin bir türevi niteliğinde zaten. Konuşuruz...

Bir proCe de benden...

Mustafa Hocam biz bunları toparlayıp bir seminer, work-shop tadında birşey hazırlayalım. Ardından da bir kitap patlatalım. Ya da önce bir kitap patlatalım, ardından seminer verelim :) Ne dersin?

Geliriniz nereden gelir :)

Genel olarak gelir kaynaklarını dört grupta toplamak mümkün.

1. Başkaları için çalışmak:
Bordrolu çalışır. Belirli bir saat karşılığı belirli bir ücret alır. Ya da farklı versiyonlar...
Memur, işçi, kadrolu personel...

2. Kendi için çalışmak:
Kendine çalışır. Yani patronu kendisidir ama aynı zamanda kendisinin işçisidir. İşin başında olmak zorundadır. Yanında belki destek amaçlı birileri vardır. Ama işin merkezinde kendisi vardır.
Doktor, avukat, serbest çalışan danışmanlar...

3. Sistem kurup, başkalarını çalıştırarak kazanmak:
İşe bilgi, birikim ve sermaye yatırıp, sistemi oturtur ve sonra işleyişi denetler. İşin bir parçası değildir. İşin başında uzun bir süre olmasa bile işler başarılı bir şekilde devam eder.
Örneğin bir McDonalds şubesi açtınız ve organizasyon şemasında yer almadınız. Kadro tamam, sermaye tamam, sistem işliyor... Gidin 6 aylığına dünya turu yapın, sonra gelin bankadaki paraları sayın :)

4. Para, menkul ve gayrimenkulle para kazanmak:
Para parayı çeker buradan geliyor... Arsa, bina, hisse senedi, fon vb ile para kazanma...

Budur...

Ama illla her kişi sadece bir başlıkta yer alacak diye bir şey yok. Örneğin maaşlı çalışıp, mesai saatiniz dışında da kendiniz için bir iş yapıyor olabilirsiniz. Mesela emlak, ya da oto alım satımı yaparsınız. Ya da biraz birikmişiniz vardır, fon, tahvil alır satarsınız...

Kaldıraç etkisi

"Bana uygun bir kaldıraç ve bir dayanak noktası verin, dünyayı yerinden oynatayım." Eski Yunan filozoflarından birinin bu anlamda bir şey söylediği iddia edilir.

İnsan varlığının ilk zamanlarından beri, kendi kısıtlı imkanlarının ötesinde işlerin üstesinden gelmeye yönelik araçlar tasarlamıştır. Kaldıraç da bunlardan biridir.

Kaldıraç etkisi, insanın hayatının çeşitli yönlerinde ortaya çıkar. Kaldıraç etkisini kullanabilenler, inanılmaz hızlarla ilerleyebilirler. Bazıları ise başka insanlara kaldıraç olurlar.

Mesela iyi yönetilen bir borç, kaldıraç etkisine sahiptir. 10 bin liranız olduğunu düşünün. Yüzde on maliyetle 90 bin lira da borç buldunuz. 100 bin liranızı yüzde 30 getiri sağlayan bir işte kullandınız. Dönemin sonunda 90 bin lirayı maliyeti olan 9 bin lira ile birlikte ödediniz. 99 bin lira çıkış oldu. Oysa toplam 100 bin lira olan parayı yaptığınız işle 130 bin liraya çıkarmış durumdasınız. 130 binden 99 bin ödediğinize göre, elinizde 31 bin kaldı. Ana paranız 10 bin olduğuna göre yüzde 30 değil, aslında yüzde 210 kazandınız.

Basit, ama çarpıcı. Kaldıraç etkisi işte.

Kar üretebilen bir yapı kurup, bu yapıda onlarca, yüzlerce, binlerce insanı istihdam ederek toplam yapıdan oluşan kazancı elde eden kişi, yani iş kuran kişi de kaldıraç etkisini kullanmıştır. Başka insanların parasını değil ama başka insanların zamanını. Üstelik bunu yaparken başka insanların paralarını borç yoluyla kullanmış da olabilir.

Peki işi yapan kişi, kaldıraç etkisinin tüm avantajını elde ediyorsa, niye herkes böyle şeyler yapmıyor? Çünkü risk var. Riski üstlenen, parayı kazanıyor, ama kaybetme olasılığı da var.

10 bin lirasının yanına 90 bin lira borç alan kişinin yüzde 30 kar ettiğini değil de yüzde 30 zarar ettiğini düşünün. Kendi parasıyla yüzde 30 zarar etmiş olsa sadece 3 bin lira kaybederdi. Oysa borç alarak giriştiği işte yüzde 30 zarar edince, dönem sonunda 99 bin liralık ödemeyi 70 bin liradan yapıyor. Yani 10 bin lira ile başladığı yolculukta ulaştığı nokta - 29 bin. Ana parasını kaybettiği gibi, ana parasının neredeyse 3 katı kadar ek bir zarara uğruyor!

Güvenli işlerde çalışıp risk alarak iş yapan insanları olur olmaz eleştirip duranlar var ya, işte onlara çok sinir oluyorum. Matematik ortada, adam riski almış, kazandıysa helal olsun demek lazım. Tabii hırsızlık gibi toplumun etik kurallarına aykırı bir şey yapmadan başarılı olmuşsa.

24 Temmuz 2007 Salı

Arama motoru indekslerindeyiz...

Zorlamayla da olsa bazı aramalarda çıktığımızı gördüm. Birkaç günde böyle görünürlük sağlamaya başlamak ne kadar hoş.

Yazacak bir şeyi olan bir insandıysanız, okuyacak bir insana ulaşmanız eskiden hayli zordu. Artık değil.

Kendinize bir mecra bulduğunuzda bile, yazdığınızın okuyacaklara ulaşması günleri bulurdu. Şimdi artık yazdığınıza dünyanın her hangi bir yerinden bir kaç saniye sonra ulaşabiliyor okurlarınız.

İnternetten bahsediyorum. Aynı zamanda iş fırsatları kaynayan bir kazandan!

Temel argümanım arz ve taleple ilgili. Türkçe konuşan internet kullanıcısı sayısı hızla artıyor. Türkçe içerik üretebilen internet yayımcısı sayısı aynı hızla artmıyor. Belirli bir odağa bağlı ve kaliteli içerik üretenlerin sayısı çok daha az.

Söyleyecek sözünüz varsa, okuyacak insanlara ulaşmak çok daha kolay.

Hodri meydan!

Ömer Hayyam'dan

ÖZGÜRLÜK
Özgürlük yoluna girmezsen,
bu yolda koşmazsan vargücünle,
yıkamazsan yüzünü kanında yüreğinin,
yarın avucunu yalarsın.
Er dediğin kendini yok bilmedi mi,
cayır cayır yanmadı mı yürek dediğin,
hadi öyleyse, uğurlar olsun.
...

İlk toplantı

Çarşamba 18.00, Cevahir'deyiz...

____

Değişiklik oldu. Başka bir adreste, köfte partisindeyiz...

proCe önerilerim

Sayın yol arkadaşlarımla bu özgürlük arayışında, henüz dörtlü olarak yüzyüze bir araya gelmedik. Sanal ortamdaki kısa görüşmelerle, geçmişteki ortak mesaimizin oluşturduğu güvene dayalı olarak hızla yol almaya başladık.

Bu hafta içinde arkadaşlarla bir araya gelmeyi umuyorum.

proCe önerilerimi şimdiden kodlayıp yazayım:

...'de 'da ticaret (kod adı tabii)
cesaretedermisin.com için çalışacak bir mekanizma önerisi
...'de öğrenemedikleriniz, hayat için... (bu da kod adı)
.... 'in okudukları
gündelik başarı için uygulanabilir taktikler...

Şimdilik 5'te kendimi kısıtlamalıyım.

Hadi bakalım!..

23 Temmuz 2007 Pazartesi

Ayağını yorganına göre uzatmak ya da ayağına layık yorgan biçmek

Kadir Hocamın yazısı, beni geçmişteki bir deneyimime götürdü.

Çocukluğumda, aileme destek için zaman zaman bazı sorumluluklar aldığım olmuştu. Bazı açılardan, bunların daha fazla olmuş olmasını dilerdim.

Böyle az gerçekleşen şeylerden birisi de, ana ortaklarından olduğu lokantada haftanın yedi günü uzun saatler boyunca çalışan babamın çok nadir olan yokluklarından birinde, işe gidip onun yerine kasada durduğum birkaç gündü. Anadolu Lisesinin orta kısmında okuduğum yıllarda, ya da İstanbul'da liseyi okuduğum dönemin yazlarından birindeydi.

Kasada oturunca tabii sürekli para tahsil ediyorsunuz. Yemeğini yiyen kalkıp geliyor, ne yediğine göre ya ben hesaplıyorum ya garson borcunu söylüyor, parasını tahsil edip kasaya koyuyorum. Kasada ciddi anlamda para birikmeye başlıyor tabii. Sonra öğlen sonrasında çat kapı fırıncı geliyor, getirip getirip bıraktığı ekmeklerin parasını alıyor. Kaşık kaşık topla, kepçeyle ver. Kasap geliyor ver parasını. Manav geliyor ver parasını. O ticaret tecrübesizi halimle, alıp kasaya koyduğum paranın aslında müessesenin olmadığını, müessesenin küçük bir kısmına sahip olarak tamamını geçici süre kullandığı bir para olduğunu anlamıştım.

Benzer bir olayı, yüksek lisans okurken, çok saygı duyduğum bir yakınımızın döviz bürosunu idare ederken de yaşadım. Bazen yüzbin dolarlık para dönüyor ortada, ama sizin değil. Bir müşteriden alıp Kapalıçarşı'ya satıyorsunuz. Arada alım satım farkından bir kısım size kalıyor.

Bazen bu vadeler arasındaki süre uzadığında üniversite falan okumuş insanların bile işin matematiğinden koptuğunu görürsünüz. Asker dönüşü çalıştığım ikinci kurumda bunun örneğini çok net görmüştüm. Uzun vadeli eğitimler için peşin ağırlıkla yapılan satışlar, bu paraların kurum sahibi tarafından tamamen kendininmiş gibi algılanması, zaman içinde bu paranın asıl büyük kısmını oluşturan eğitmen, kitap, sınav giderleri gibi harcamaların gelip kapıya dayanması ve bunların sağlıklı yapılamaması...

Bir kurumun satışlardan elde ettiği para kendisine ait değildir. Büyük kısmı satışların maliyeti, vergi vb olarak emaneten kendisinde duran ve belirli bir süre sonunda alınan bir varlıktır. İşin kar olan kısmı sadece kuruma aittir. Kurum sahipleri ya da yöneticileri, bu gelen büyük parayı -özellikle de maliyetlerini geri ödeme vadesi uzun olduğunda- İsviçre'de tatil yapmak, lüks araba almak için harcarlarsa, gümlerler.

Ama bu durum sadece ticari kurumlar için geçerli değildir. Kişilerin de buna dikkat etmesi gerekir. Maaş ya da başka yöntemlerle elde ettiğiniz gelir, size ait değildir. Bu gelirin büyük bir kısmını kira, yiyecek, ulaşım, eğitim ve diğer hizmet bedelleri için dağıtmanız gerekir. Serbest harcama konusu olabilecek kısım gelirin bütünü değil, sadece gelirle bu zorunlu harcamalar arasındaki farktır. Bir ticari kurum nasıl karından ayırarak yatırım yapmak zorundaysa ya da iyi kazanç fırsatı gördüğü durumlarda kendisi için iyi koşullarla borç alıp bu borca göre daha avantajlı bir gelir elde ederek yatırım yapmak zorundaysa, kişiler için de bu geçerlidir. Kişilerin daha müreffeh hale gelebilmek için, gelirleriyle giderleri arasındaki birikimden yararlanıp, ya da iyi fırsatlar gördüklerinde akıllı borçlar kullanıp geleceklerine yönelik yatırım yapmaları gerekir.

Bütçesini yönetemeyen, hayatını yönetemez.

Para Yönetimi Bilinç Seviyeleri

"Özgürlük öncelikle düşüncede başlar."

Ama gerçekten özgür olabilmek için finansal olarak da özgür olmak gerekir. Finansal özgürlük de finansal bilinci yani para yönetimi bilincini gerektirir.

Diyorum ki; eğer bilinç seviyelerini tanımlar, bunların geçiş eşiklerini belirlersek, hem kendimizi daha iyi tanımış oluruz, hem de yol haritamızı çıkartmış oluruz.

Aklıma gelenleri paylaşıyorum:

1. Para yönetiminden nasibini almamış:
Ne gelenin ne gidenin farkındadır. Genellikle ya sürekli borç alabileceği bir anne, baba, yakın akraba vb ile yoluna devam eder. Ya da eğer böyle bir kaynağı yoksa, kredi kartı borcu içinde, eş dosttan borç alıp, ödemeyerek yaşıyorlardır.

2. Gelir gider dengesi kurma çabasında:
Giderinin gelirinden fazla olmaması gerektiğinin farkındadır. Genel olarak bütçeleme yapmaya çalışır, ancak bir türlü toparlayamaz. Ara ara kredi kartı açığı çıkar, ya da bazan borç alarak açıklarını yönetmeye çalışır. Düşe kalka da olsa ilerler. Ama gelecek için hiçbir birikimi yoktur.

3. Parasının hesabını bilen:
Geleni gideni iyi bilir. Yıl sonundaki tatil için yıl başından para biriktirir. Bir ay açılırsa diğer ay mutlaka daha az harcama yaparak açığını kapar. 1-2 yıllık planları dahilinde birikim yapmaya gayret eder. Belki bir ev sahibi olmak için kooperatif aidatı ya da kredi taksidi ödüyordur. Kefen parasını ayırmıştır. Ancak uzun vadeli finansal planı yoktur.

4. Bireysel finans yönetimi bilincine sahip:
Gelir ve giderlerine aylık değil yıllık peryotlarda bakar. Giderleri mutlaka gelirinin altındadır. Kazancı ne olursa olsun, hiçbir zaman gelirinin tamamını harcamaz. Tasarruf bir alışkanlıktır. Harcama, yatırım ve getiri konularında bilinçlidir. Zor durumlar (işsiz kalma vb.) için kenarda belirli bir miktarda parası vardır. Bu parayı fon vb güvenilir kaynaklarla yönetir.

Ne için para kazandığınızın farkında mısınız?

Aldığınız maaşı hangi ihtiyaçlarınızı karşılamak için kazanıyorsunuz? Ya da ücretli bir çalışan değilseniz, yaptığınız ticarette veya başka etkinliklerde kazandığınız para neye karşılık?

Sadece aylık giderlerinizi karşılayacak bir gelir elde ediyorsanız, bu yeterli mi?

Bekarsanız, evlendiğinizde oluşacak masrafları hangi birikimden karşılayacaksınız?

Evliyseniz, çocuklarınız olduğunda onların giderlerini, okula başladıklarındaki giderlerini, onları evlendirirken ya da bir işe yerleştirirken oluşacak giderleri neyle karşılayacaksınız?

Mevcut gelir seviyesini kaybettiğinizde giderleri neyle karşılayacaksınız? İşinizi kaybedip bir başka iş bulana kadar 10 ay beklemeniz gerekirse... Ya da çalışma gücünüz azalırsa... Piyasa ederiniz azalırsa... Hiçbiri olmadı diyelim, emekli olduğunuzda...

Bugün kazandığınız para, sadece bugünkü giderlerinizi karşılamak için değil. Gelecekteki artacak giderlerinizi ya da azalacak gelirlerinizi de dengeleyecek bir şekilde bugünkü nakit akışını ayarlamak zorundasınız. Bugün, normal giderlerinizin üzerinde kazanıyorsanız ve artan parayı aslında almasanız da olacak ve size yeni bir nakit akışı sağlamayacak şeylere harcıyorsanız, başınız belada demektir.

Gideriniz gelirinizden fazlaysa zaten büyük olasılıkla şimdiden bir kredi kartı mağduru olmuşsunuzdur. Geliriniz giderinizden fazlaysa bile, bu artan parayla ne yaptığınıza çok dikkat edin.

Gelecekte yaşayabileceğiniz finansal cehennemleri kendi elinizle hazırlıyor olabilirsiniz. Bundan iktidarlar, dünyadaki gelişmeler, sektörünüzde yaşanacak bir kriz değil, bugün fazladan kazandığınız parayla geleceğe yönelik girişimler yapıp yapmamanızla siz sorumlusunuz.

21 Temmuz 2007 Cumartesi

Pasif gelir nedir? - Cevaplar

Daha önceki bir girdide çeşitli gelir örneklerinin pasif olup olmadıklarını düşünmenizi istemiştim. İşte cevaplar:

Yatırım hesabınızdan gelen aylık gelir:
Eğer düzenli pozitif bir gelir elde ediyorsanız, bu pasif gelir olarak düşünülebilir. Ancak bu tür gelirlerde, enflasyona ve alternatif yatırım araçlarına göre getirinin yeterli olup olmadığını iyi düşünmek gerekir. Çoğu durumda, standart bir yatırım hesabından elde edilen gerçek nakit akışı, hesapladığınızda hiç de umduğunuz gibi çıkmayacak, ya da sizi umduğunuz noktalara götürmeyecektir.

Kendi kurduğunuz ve başdanışman olarak çalıştığınız danışmanlık şirketinden elde ettiğiniz gelir:
Pasif gelir değildir. Kendinizin işvereni olmakla bir iş sahibi olmak arasında çok büyük bir fark vardır. Uzaktan kontrolünüzü değil yoğun katılımınızı gerektiren bir iş, hele ki doğrudan kendi emeğinizi satıyor olduğunuz bir iş, pasif gelir getirmez. Bu durumu analiz etmek için kendinize şunu sorun: Herhangi bir sağlık sorunu olduğunda ya da 3 aylık bir tatile çıktığınızda işten elde ettiğiniz gelir etkileniyor mu?

10 yıllık bir kariyer basamakları tırmanışından sonra genel müdür yardımcısı seviyesine geldiğiniz işten elde ettiğiniz maaş ve prim gelirleri:
Kesinlikle pasif gelir değildir. Yüksek ücret alıyor olmak, pasif gelir sahibi olmak anlamına gelmez. İşi bıraktığınız anda gelir duracaksa, ne kadar yüksek olursa olsun bu getiri pasif değildir. Ayrıca maaş yoluyla kazanılan ücretleri genellikle pozisyonunuzun gerektirdiği bir yaşam tarzına harcamak zorunda kalırsınız. Hem yüksek para kazanıp hem de birikim yapmanızı ve finansal özgürlüğünüzü sağlayacak pasif gelirlere yönelmenizi sağlayabilecek bir işte çalışıyorsanız durum biraz daha iyidir. Pasif gelir olmasa da, pasif gelir oluşturmaya yarayan bir gelir!

Yazdığınız kitaptan gelen telif ücretleri:
Pasif gelirdir. Telif haklarınızı hukuki olarak ve yayıneviyle yaptığınız sözleşmeyle iyi bir şekilde garanti altına almış olmaya dikkat etmelisiniz. Yazmanın da kişisel çaba gerektirdiğini düşündüyseniz, haklısınız. Ancak mesela danışmanlık işinde olduğu gibi harcadığınız zamanla doğrudan bağlantılı bir gelir sözkonusu değildir burada. İyi ilgi gören bir kitap yazdıysanız, emeğinizin bir çarpanı kadar karşılık alırsınız ve emek vermeyi bıraktıktan sonra da bu gelir bir süre devam eder.

Mortgage'la satın aldığınız ve kira gelirlerinin aylık ödemenin yarısını karşıladığı iki apartman dairesinden elde ettiğiniz kira geliri:
Pasif gelir olup olmadığı tartışılır. Şu haliyle net nakiş akışı eksi olduğu için pasif gelir kabul edilmeyebilir. Ancak kira zamanla artacağı, aylık ödemeniz ise sabit kalacağı için belirli bir zamanda artı bir nakit akışına dönüşebilir. Artı nakit akışı sağlaması koşuluyla kira geliri pasif gelirdir.

Kendi yönettiğiniz bir hisse senedi portföyü:
Yatırımlarınızdan sağladığınız bir gelir olmakla birlikte, net nakit akışı sağlamıyor olabilir. Çok uzaktaki bir kazancı hedeflemek yerine yıllık belirli bir kazanç oranını sağlayarak ilerliyorsanız, bu artışın bir kısmını da nakit akışını cebinize yönlendirmede kullanıyorsanız, pasif gelir olduğu düşünülebilir.

Pasif gelir ve finansal özgürlük

Bu iki kavram son derece yakından ilgili. Çok para kazanıyor olabilirsiniz. Çok da harcıyorsanız ve harcamalarınız cebinize doğru nakit akışı oluşturmuyorsa, çok para kazanmanız size finansal özgürlük kazandırmaz.

Finansal özgürlüğünüzü şöyle hesaplayabilirsiniz:

Aylık pasif gelirlerinizi hesaplayın. (İşinizden ayrılsanız ya da çalışamayacak durumda olsanız bile devam edecek aylık gelir.)

Aylık masraflarınızı hesaplayın.

Pasif gelirleriniz masraflarınızı ne oranda karşılıyorsa o oranda finansal özgürlüğe yakınsınız. Oran 1'den fazlaysa, tercihen 2'den fazlaysa, finansal olarak özgürsünüz demektir. Artık keyfinize göre çalışabilirsiniz.

Zenginlik mi? Finansal özgürlük mü?

Zengin kelimesinin TDK daki karşılığı:
Parası, malı çok olan, varlıklı;
fakir, yoksul karşıtı.

Peki zengin olan herkes, finansal olarak özgür müdür? Nedir finansal özgürlük??

Pasif gelir nedir?

Finansal özgürlüğün en temel kavramlarından biridir.

Tanımlayacak olursak: Yoğun aktif katkınızı gerektirmeden pozitif nakit akışı sağlayan unsurlardan elde ettiğiniz gelirdir.

Bu tanıma göre düşünün bakalım, aşağıdakilerden hangileri pasif gelirdir hangileri değilidir?

  • Yatırım hesabınızdan gelen aylık gelir.
  • Kendi kurduğunuz ve başdanışman olarak çalıştığınız danışmanlık şirketinden elde ettiğiniz gelir.
  • 10 yıllık bir kariyer basamakları tırmanışından sonra genel müdür yardımcısı seviyesine geldiğiniz işten elde ettiğiniz maaş ve prim gelirleri.
  • Yazdığınız kitaptan gelen telif ücretleri
  • Mortgage'la satın aldığınız ve kira gelirlerinin aylık ödemenin yarısını karşıladığı iki apartman dairesinden elde ettiğiniz kira geliri.
  • Kendi yönettiğiniz bir hisse senedi portföyü

Biraz düşünün, sonraki yazılarda bunlardan bahsetmeyi hedefliyorum. Belki sizlerin sormak istedikleri başka durumları da analiz ederiz.

20 Temmuz 2007 Cuma

Biz napıyoruz?

Bir şey yok arkadaşlar... Sakin olun.

Sadece yavaş yavaş acele ediyoruz.

cesaretedermisin.com 2

Önceki yazıda bize bir teşekkür edin yeter gibi bir ifade vardı. Onu geri alıyorum.

Bu fikri biraz daha geliştireceğiz gibi gözüküyor.

Ve 4.

Böyle uçuk fikirler hep hızla gelir zaten. Ben de içindeyim bu sürprizin.

cesaretedermisin.com

Kadir'le konuşuyorduk az önce... İki dakikada bir iş fikri çıktı, ama ilerleme kararı almadık. İlgilenip kullanan olursa, bize bir teşekkür etsin artık.

Cesaretedermisin.com diye bir site düşünün. Üyelikle çalışıyor. Üyelerden isteyen bir 'dare', bir meydan okuma yayınlıyor. İlgilenen üye de bunu yapmaya talip oluyor. Sonra site yönetimi aracılığıyla bu durumu noter kanalıyla belgeliyorlar. Tabii yapılacak şeye karşılık bir ödül de oluyor. Üyelerin daha önce yaptıkları meydan okumalar, verdikleri ödüller, gerçekleştirdikleri meydan okumalar ve aldıkları ödüller de tutuluyor sitede.

Niye vazgeçtiğimize gelince... Sanırım aptallığımızdan. Bunu adamakıllı yapan birisi itiraf.com'dan daha çok üye toplayıp para kazanır.

Hukuki yönleriyle uğraşmak gerekebilir. Ama iyi para kazandıracak bir sitenin zaten biraz sansasyonel olması gerekiyor, bu durumda da hukukun biraz sınırlarında dolaşmak hemen hemen kaçınılmaz...

Oynamak İstiyorum!

Ne kadar mutluyduk çocukken...
En çok da oyun oynarken...
Ne zaman ki kurallar girmeye başladı oyunlarımıza,
Sonra yaşamlarımıza...
Mutluluk kurallara bağlanmaya başladı.

Kuralla mutluluk olmaz, oyunla olur!

En çok oyun oynarken mutluydum.
Şimdi de hayattan en çok zevk aldığım anlar,
kızımla oyun oynadığımız anlar...
Ama benim kurallarımla değil, onun kurallarıyla,
hatta kuralsızca oynadığımız anlar...

Ben oyun oynamak istiyorum!
Öğrenirken oyun oynamak istiyorum,
oyun oynayarak öğrenmek istiyorum.
Öğretirken oynayarak öğretmek istiyorum.
Yaşarken de oynayarak yaşamak...

Oyun oynadığım sürece özgür hissediyorum kendimi.
Özgür olmak için,
Oynamak İstiyorum!

3'ledik

Hızlı ilerleme kaydediyoruz. Hakan Çamoğlu da aramızda. Üstelik yönlendirme katkısıyla.

Artık bize http://www.dortadamozgurlugunuariyor.com/ adresinden de ulaşabilirsiniz.

Bu arada Halid hala aramıza katılmadı. Yarınki bir semineri hazırlık yapıyormuş diye duyumlar aldım. Acaba dördüncü üyeliğimizi ihaleye mi çıkarsak diye düşünmüyor değilim :)

Henüz ikisinin haberi yok...

Dört adam özgürlüğünü arıyor ama henüz ikisinin haberi yok. : )

Biz dört profesyoneliz. Geçmişte aynı şirkette çalıştığımız bir dönem oldu.

Kendi konumumuzda, kendi yaşımız açısından fena noktalarda değiliz. Ama hayal gücümüzle özgürlüğümüzü kazanabileceğimizi düşünüyoruz.

Ne özgürlüğü mü? Canın istediği zaman deniz kenarına gidebilme özgürlüğü.

Maceramızı buradan izleyebilirsiniz.

Bizi, Kadir, Mustafa, Halid ve Hakan'ı...