Mustafa Acungil

7 Mayıs 2008 Çarşamba

KURAL 1: "Gelir >= Gider"

Ne kadar basit ve kabul etmemesi olanaksız bir kural değil mi?
Türkçe "mealini" şöylece ifade edebiliriz: Harcamalarınızın gelirlerinizin altında olması gerekiyor. En kötü ihtimalde de harcamalarınız ve kazançlarınız eşit olmalıdır.

Ama zaten bunu uygulamayan var mıdır ki?
Bu formülü bilmek için finans bilmeye gerek yok ki?
Bu da ne ki şimdi böyle?

Aklınıza ilk gelenler yukarıdaki sorularsa, benim de size sorularım var... Aşağıda...

Kredi kartı kullanıyor musunuz?
Kullanıyorsanız her ay hesap kesiminde tüm borcu kapatıyor musunuz?
Şu an cebinizde tam olarak kaç para var? Cebinize hakim misiniz?
Peki, ay sonuna kadar ne kadar naktiniz kaldı? Ay sonuna kadar gerçekleşecek olan harcamalarınızı, cebinizde kalan nakit karşılayacak mı?
Aylık kira, telefon, doğalgaz gibi harcamalarınızın toplamı ne kadardır?
Aylık mutfak masrafınız ne kadardır?

Formül çok basit, ama iş formülü uygulamaya gelince daha kapsamlı düşünmek gerektiğini fark edeceksiniz.

Öncelikle kurala uyulmadığında neler olabileceğini inceleyelim.
Kurala uyulmama durumu, giderlerinizin gelirinizin üzerinde olması durumudur. Yani "ayağınızı yorganınıza göre uzatmamışsınızdır" ve dolayısıyla bunun en basit sonucu olarak borçlanmaya başlamışsınızdır.

Ne gariptir ki 5-10 sene öncesine kadar ciddi anlamda sıkıntılı bir durum olarak kabul edilen "borçlu olma", günümüzde kredi kartları ve ihtiyaç kredisi gibi araçlar sayesinde ekmek almak kadar doğal bir hale geldi.

Peki, bu kerdi alma ya da kredi kartıyla borçlanma bizim finansal sağlığımız açısından iyi bir şey mi?

Tabii ki değil. Ama tüketimin ve harcamaların bu kadar pompalandığı bir ortamda gelirimizle uyumlu bir yaşam standardı oluşturmak o kadar itici geliyor ki, doğal olarak borçlanarak yaşam standardınızı yükseltme eğilimi gösteriyoruz. Ama aslında bu gerçekte yaşam standardımızı yükseltmiyor, tam tersine geçici bir zevk ve tatmin duygusu ardından çok kısa bir süre sonra standardımızı eskisinin de altına indirmek zorunda kalıyoruz.

Bu uyuşturucu ya da uyarıcı ilaçlar gibi. Bir an için zevk ya da enerji seviyesi yükseliyor ama ardından arkasından gelen yıkım ömür boyu kalıcı bir etki bırakıyor.

Borçlanmak gerçekten uyuşturucu kadar yıkıcı mı?

Çok kısa bir süre önce duyduk kredi kartı yüzünden intihar eden insanların dramlarını. Yıkılan aileleri...

Hesap çok basit:
Aylık geliriniz ortalama 1000 TL ise bu yılda en fazla 12000 TL harcayabilirsiniz demektir. (Tüm istisnaları dışarıda bırakıyoruz)
Yılın herhangi bir zamanında aylık harcamanızı 1000 TL nin üzerine çıkardığınız an, sonraki aylar için ortalama harcamayabileceğiniz bütçenizi 1000 TL nin altına indirmiş olursunuz. Ve bunu kredi kartına vade farksız yapmanız bir şeyi değiştirmez. Durum yine de aynıdır.

Daha net bir örnek vereyim:
Aylık 1000 TL ile kira, yol, yemek ve faturalar dahil bir gelir/gider dengesi kurdunuz. Kontörlü bir hattınız ve iyi kötü iş gören bir cep telefonunuz var. Ama yeni bir kampanya ve arkadaşlarınızın baskısıyla, peşin fiyatına 6 taksitle bir cep telefonu aldınız. Nasıl olsa taksitle ödeyeceksiniz.
Telefon 600 TL.
Ayda 100 TL.

Eeee, ne oldu şimdi?
Şık bir cep telefonunuz oldu ama bundan sonraki altı ay boyunca aylık 900 TL ile yaşamanız gerekecek. Telefonu aldınız ama bu sefer kontör alacak para yok!

Ama kredi kartı var!
Evet, o zaman şöyle yapabiliriz; nakit paramınız yetmediği yerde kredi kartıyla alışveriş yapar, böylece harcamaları erteleriz. Hımmm, bu mantıklı gibi görünüyor!?

Zaman geçiyor (her şeye rağmen isitsnaları dışarıda bırakıyoruz) ve kredi kartı ekstresi gelince görüyoruz ki, aylık harcayabileceğimiz rakam 900 TL ye düştüğü için zaten kredi kartını ödeyebilcek durumumuz yok ki! Yani karşılığı olmayan bir haracama yapmışız kredi kartıyla, zaten karşılığı olsa nakit alışveriş de yapabilirdik.

E ne yapalım, borcun bir kısmını kapatırız, sonra da ufak da olsa biraz faize katlanırız. Ne de olsa şık bir cep telefonumuz oldu, yaşam standardımızı yükselttik ya! Tabii ki bunun bir bedeli olacaktır.

Şu anki kredi kartı faiz ortalamalırya, fazla matematiğe girmeden en iyi ihtimalle hesap yapsak, ayılk %5 net faiz üzerinden ve yine imkansız bir mükemellikle sadece telefon taksidi kadar bir borç miktarını ertelediğimiz düşündüğümüzde bile altı ay sonra en az bir taksit kadar (100 TL) içeri girmiş olduğumuz ortaya çıkacaktır.

Tabii bu senaryo bir kere başladı mı asla böyle gitmez. 2 ay sonra bir ceket alınır. 4 ay sonra bir ayakkabı ve öyle bir noktaya gelinir ki artık kredi kartlarından birinin son ödeme tarihinde en düşük tutarı ödeyebilmek için bir diğer karttan nakit çekilir. Sonrasında tüm kartların limitleri dolar ve...

Kural çok basit. Gelirinizle orantılı bir yaşam sürdürmezseniz sonucunda ulaşacağınız nokta çok daha düşük standartta bir yaşam olacaktır. Ya da annenizden, babanızdan, birilerinden destek alıp borçları kapatarak yine bir denge noktasına gelirsiniz. Ama finansal bilincinizi değiştirmezseniz çok kısa zamanda yine borç bataklığına düşmeniz kaçınılmaz olacaktır.

Yaşam standardınızı borç batağına düşmeden ve sağlıklı bir biçimde de yükseltebilirsiniz.

Ama ilk olarak gelirimizin %90'ıyla oluşturacağımız bir standartta yaşamayı öğrenmeye başlamamız gerekiyor. Neden mi?

Nedeni bir sonraki girdi de...

3 yorum:

Mustafa Acungil dedi ki...

Çok güzel olmuş. Ellerine sağlık hocam.

Kadir dedi ki...

Eyvallah hocam.
Bu yoğunluğunda araya bu uzun yazıyı alarak okuman ve olumlu görüşün bana çok büyük moral oldu.
Teşekkürler.

Hakan Çamoğlu dedi ki...

Çok güzel bir başlangıç olmuş.